="http://w Uyku apnesi - Orjinal Lida - Blogcu



Orjinal Lida

Orjinal Lida

Şanlıurfa’da sol bacağında ağrı hisseden ve yürüme güçlüğü çeken hasta, ABD’den ithal edilen sığır damarının ameliyatla bacağına yerleştirilmesiyle sağlığına kavuştu.

Serbest çalıştığı öğrenilen evli ve 3 çocuk babası 41 yaşındaki Aziz Mermerkaya, 16 yıl önce sol bacağının damarlarındaki tıkanma nedeniyle ameliyat edildi.

Bacağına suni damar takıldıktan birkaç yıl sonra varis ameliyatı da olan Mermerkaya’nın bacağında geçen yıldan bu yana oluşan ağrılar, hastanın yürüme güçlüğü çekmesine neden oldu.

Bir süre ilaç tedavisi gören ancak bacağındaki ağrılar zaman zaman nükseden Mermerkaya, birkaç gün önce Şanlıurfa Eğitim ve Araştırma Hastanesi Kalp ve Damar Cerrahisi Bölümü’ne müracaat etti.

Tetkiklerin ardından anjiyo yapılan Mermerkaya’nın suni damarlarının işlev görmediğini belirlendi.Vücuttaki toplardamarların varis ameliyatında alındığını fark eden doktorlar, yeniden suni damar nakletmenin hastanın aynı sıkıntıları yaşamasına yol açabileceğini belirledi.

Bilimsel araştırmalarda insan vücuduna çabuk uyum sağladığı belirlenen, yurt dışında sıkça kullanılan “sığırın meme atar damarı”nın hastanın bacağındaki suni damarla değiştirilmesine karar verildi.

SIĞIR DAMARI İÇİN İHALE

Durumu hastane başhekimi Opr. Dr. İdris Ahmet Çakır’a anlatan kalp ve damar cerrahisi bölümünde görevli doktorlar Fahri Hayri Atlı ile Mustafa Kemal Avşar, ameliyat için yurt dışında bazı sağlık merkezlerince bu tarz durumlar için hazırlanan sığır damarı ithal edilmesi gerektiğini bildirdi.

Bunun üzerine ihale açan hastane yönetimi, bir şirket aracılığıyla ABD’den 10 günde, bir solüsyon içinde, istenilen damarı getirtti.
40 santimetre uzunluğundaki damar, yaklaşık 2,5 saat süren ameliyatla hastanın kasığıyla dizi arasındaki bölüme yerleştirildi.

“ŞANLIURFA’DA HER TÜRLÜ AMELİYAT YAPILABİLİYOR”

Ameliyatı gerçekleştiren doktorlardan Fahri Hayri Atlı, hastanın ithal sığır damarını kendi damarı gibi uzun süre kullanabileceğini, bu damarın vücutta tıkanmaya neden olmayacağını söyledi.

Mermerkaya’nın daha önceki ameliyatlarında vücudundaki yedek damarların kullanıldığını ifade eden Atlı, yeniden suni damar yerleştirmenin bazı sıkıntılara yol açabileceği endişesiyle böyle bir karar aldıklarını kaydetti.

Hastanın genel sağlık durumunun iyi olduğunu ve damarın vücuda uyum sağladığını bildiren Atlı, “Hastamız birkaç günde taburcu edilebilecek duruma gelir” dedi.

Dr. Mustafa Kemal Avşar da zor bir ameliyat gerçekleştirdiklerini belirterek, “Urfa’da her türlü ameliyatın yapılabildiğini herkesin bilmesini istiyoruz” diye konuştu.

Aziz Mermerkaya ise son dönemlerde ayağındaki ağrıların iyice arttığını, adım atmakta zorlandığını ifade ederek, ameliyatın ardından kendini çok iyi hissettiğini söyledi.

Kadınların korkulu rüyası meme tümörleri artık kâbus olmaktan çıkıyor. Yeni geliştirilen bir yöntemle memedeki kitlelere isim koymak artık daha kolay

Hatta iyi huylu tümörlerden sadece 15 dakikada kurtulmak mümkün. Meme tümörü teşhisi ve iyi huylu tümör tedavisinde kullanılan INTACT adlı cihaz sayesinde, ağrısız, ameliyatsız küçük bir operasyon sonrası işinize ya da evinize geri dönebiliyorsunuz. Türkiye’ye ilk kez gelen bu yöntem, ithalatçı firmanın desteği ile tüm özel hastanelerde uygulanabiliyor.

Meme tümörünün biyopsisinde bir devrim yaratan INTACT Meme Biyopsi Sistemi, genel anestezi gerektirmiyor, ameliyathaneye ihtiyaç duyulmadan gerçekleştiriliyor. INTACT adı verilen aygıt, meme içine girerek, memedeki tümör ya da şüphelenilen dokuyu parçalamadan dışarıya çıkarıyor. Üstelik bu işlem sırasında hastaya herhangi bir zarar da vermiyor. Yapılan işlem hastanın memesinin görünümünü bozmadığı gibi herhangi bir çöküntüye veya ize de yol açmıyor.

INTACT aygıtı Türkiye’ye gelmeden önce, memedeki doku veya tümörlerden biyopsi yapılarak örnek alınır, kötü huyluysa ameliyat ve tedaviler planlanır, iyi huyluysa takip edilirdi. Bu cihazla hastadan bütün halinde alınan doku patolojiye gidiyor. Tümörün bir bütün ve sınırları belli olarak gönderilmesi, patolojik inceleme açısından avantaj yaratıyor. Patoloji raporu kötü huylu tümör olarak teşhis ederse ve cerrahi sınırları düzgün kabul ederse hastaların yüzde 50-60 oranında tekrar ameliyat olmasına gerek kalmıyor. Eğer iyi huylu tümör olarak rapor edilirse tümörün tamamı çıkartıldığı için rutin meme kontrolleri dışında özel bir takibe de gerek kalmıyor.

Türkiye’deki tüm özel hastanelerde uygulanabilen INTACT Meme Biyopsi Sistemi ile ilgili olarak görüşlerini aldığımız, Avrupa Şafak Hastanesi Genel Cerrahı Op. Dr. Fikret Sancak, artık memedeki kitlelerden kurtulmanın kolaylaştığını belirterek, “Yeni getirilen bu sistemle 2-3 cm’ye kadar olan kitleler tam olarak çıkarılarak incelenebiliyor. Bu yöntemle daha az ağrı ve daha küçük yara izi oluşuyor. Aynı zamanda cerrahi kadar doğru tanı konuluyor ve iğne biyopsisi kadar da basit bir işlem.  INTACT Meme Biyopsi Sistemi,  bizim de severek, güvenerek ve kolaylıkla uyguladığımız bir meme biyopsi sistemidir” dedi.

Florance Nightingale Gayrettepe Hastanesi Radyoloğu Dr. Metin Barlan ise meme lezyonlarının tanı ve tedavisinde yeni geliştirilmiş bu yöntemi, hasta açısından daha az travmatik ve konforlu olarak nitelendirdi. INTACT Meme Biyopsi Sisteminin, uygulama kolaylığı sağladığını belirten Radyolog Dr. Metin Barlan, “2-3 cm’ye kadar olan şüpheli lezyonların lokal anestezi eşliğinde, ameliyathane koşullarına ihtiyaç olmadan tümüyle çıkartılabilmesi, daha az travmatik ve hasta konforu açısından daha iyi olmakla cerrahiye göre avantaj sağlarken, tanı amaçlı biyopsilerde daha fazla materyal elde ettiği için de diğer biyopsi yöntemlerine göre öne çıkıyor” diye konuştu.

INTACT MEME BİYOPSİ SİSTEMİ NASIL UYGULANIYOR?

INTACT meme biyopsi sistemi, ultrasonografiyle birlikte uygulanıyor. Muayenehane koşullarında, meme radyoloji uzmanı tarafından ultrasonla görüntüleniyor. Lokal anesteziden sonra genel cerrah, memede açtığı küçük kesiden INTACT aygıtının ucunu (prob) sokuyor. Prob, meme dokusunu kanamayı engellemek amacıyla, radyo frekans dalgalarıyla yakarak kendine yol açıyor ve şüpheli kitleye doğru ilerliyor. Şüpheli kitleye yaklaşıldığında bu kez INTACT aygıtının ucundan bu kitleyi kavrayacak teller çıkıyor. Bu teller kepçe gibi şüpheli kitlenin etrafını dolaşıyor ve çevre dokusuyla birlikte yakarak kavradıktan sonra kafes gibi kapanıyor. Bilye gibi kavradığı kitleyi sıkarak, hacmini küçültüyor ve dışarı alıyor.

Karadeniz Teknik Üniversitesi (KTÜ) Farabi Hastanesi Başhekimi Prof. Dr. Tevfik Özlü, kış aylarında salgınlar yapan soğuk algınlığı, grip gibi viral solunum sistemi enfeksiyonlarının, bronşitli hastalarda normal kişilere göre daha ağır geçtiğini ve astım, KOAH ve bronşektazi hastalarında ataklara neden olabildiğini söyledi.

Özlü, kış mevsiminin kendini hissettirdiğini, birçok ilde kar, don ve fırtınanın hayatı zorlaştırdığını belirtti.

Kış koşullarında ulaşım, barınma, ısınmanın güçleşmesinin yanı sıra mevsime özgü çeşitli hastalıklar ve salgınların başladığını ifade eden Özlü, “Ama özellikle yaşlılar ve süreğen hastalığı olanların işi daha zor. Bu riskli grupların başında astım, bronşektazi (bronş genişlemesi) ve Kronik Obstrüktif Akciğer Hastalığı (KOAH) gibi müzmin bronş hastalıklarına yakalanmış kişiler geliyor. Çünkü yağışlı, sisli, soğuk havalar, bu hastalarda şikayetleri artırmaktadır” dedi.

Özlü, kışın soba ve kaloriferlerin yanmasıyla bacalardan ortama dağılan dumana bağlı hava kirliliğinin, bronşitli hastalarda krizlere neden olabildiğine dikkati çekerek, özellikle hava kirliliğinin yaşandığı dönemlerde bronşit hastalarının hekim ve acil servis başvurularının arttığının bilindiğini söyledi.

Soğuk, yağış nedeniyle ev içi, iş yeri gibi kapalı mekanlarda daha çok zaman geçirildiğini, buna bağlı olarak kapalı alanlarda içilen sigara ve ısınma amaçlı yakıtların neden olduğu oda havası kirliliğinin, hastalığın kontrolünü zorlaştırdığına işaret eden Özlü, oda havası kirleticilerinin, astım ve KOAH hastalarında krizleri tetikleyen önemli faktörler arasında olduğunu kaydetti.

Prof. Dr. Özlü, soğuk havalarda sıklığı artan nezle, sinüzit gibi üst solunum yolu enfeksiyonlarından ötürü burun tıkanıklığı oluştuğunu belirterek, şunları söyledi:

“Bu hastaların, burun yerine ağızdan nefes alıp vermek zorunda kalmaları ise, hava yollarının ısı ve nemini düşürmekte ve özellikle geceleri tıkanmalar, nefes darlığı ve astım nöbetleri ortaya çıkmaktadır. Yine, soba veya kalorifer nedeniyle ev içi ortamın nem oranının çok düşmesi, özellikle uyurken ağızdan nefes alıp veren hastalarda hava yollarını kurutmakta ve gece öksürük, nefes darlığı gibi yakınmalara neden olmaktadır. Solunan havadaki ısı ve nemin düşük olması, astımlı hastaların hava yollarını tahriş ederek, krizleri başlatabilmektedir.”
Kış aylarında salgınlar yapan soğuk algınlığı, grip gibi viral solunum sistemi enfeksiyonlarının, bronşitli hastalarda normal kişilere göre daha ağır geçtiğini ve astım, KOAH ve bronşektazi hastalarında ataklara neden olabildiğini ifade eden Özlü, “Tüm bu faktörlerin bir araya gelmesiyle kış aylarında bronşitli hastaların çoğunun sorunları artmakta ve almakta oldukları tedavi yetersiz kalabilmektedir. Bu nedenle bronşitli hastaların bahsi geçen olumsuz koşullardan mümkün olduğunca kendilerini korumaları gerekmektedir” diye konuştu.
Özlü, kapalı ortamlarda sigara içilmemesi, odaların sık sık havalandırılması, soba kullanılıyorsa boru ve bacaların temizlenip iyi drenaj sağlanması, gece oda havasının nemlendirilmesi gerektiğini belirterek, grip salgınlarında olabildiğince kalabalıklarla temastan kaçınılması ve kirli havalarda zorunlu olmadıkça dışarıya çıkılmaması gerektiğini vurguladı.

Özlü, bu tedbirlere rağmen durumlarında her zamankinden farklı olarak kötüleşme hisseden hastaların hekimlerine başvurmaları ve tedavilerinin güncelleştirilmesi gerektiğini söyledi.

Sedef, saçkıran ve vitiligo hastalıklarının tedavisinin yapıldığı Küba’nın başkenti Havana’daki Histoterapia Placentaria Sağlık Merkezi, Ocak ayında 10 Türk hastayı kabul edecek. Merkezin, şimdiye kadar 90 ayrı ülkeden binlerce hastayı sağlığına kavuşturduğu bildirildi.

Sedef, saçkıran ve vitiligo hastalıklarının tedavisinin yapıldığı Küba’nın başkenti Havana’daki Histoterapia Placentaria Sağlık Merkezi, Ocak ayında 10 Türk hastayı kabul edecek. Merkez, şimdiye kadar 90 ayrı ülkeden binlerce hastayı sağlığına kavuşturdu.

Sedef, saçkıran ve vitiligo hastalıkları konusunda faaliyet gösteren dünyadaki tek klinik olan Histoterapia Placentaria Sağlık Merkezi, 13-19 Ocak tarihleri arasında 10 Türk hastayı kabul edecek. Geliştirdiği tedavi yöntemleriyle sedef, saçkıran ve vitiligo tedavilerinde dünyaca ünlü sağlık merkezi, her ay 350 Kübalı ve 80 yabancı hasta kabul ediyor. Şimdiye kadar 90 ayrı ülkeden binlerce hastayı sağlığına kavuşturan klinik, Ocak ayı için de 10 Türk hasta için kontenjan ayırdı.

Histoterapia Placentaria Sağlık Merkezi’nde hastalara yapılacak ön kontrol ve teşhisin ardından özel ilaçlarla günde iki seans olmak üzere tedavi uygulanacak. Patentleri Küba’da olan ilaçlarla yapılacak tedavinin ardından ilaçların geri kalan kısmı periyodik olarak hastalara kargo ile gönderilecek.

13-19 Ocak 2009 tarihleri arasında gerçekleştirilecek sağlık turunun fiyatı ise, 120 Euro’luk biyopsi ile ilaç fiyatları hariç 2000 Euro olarak belirlendi.