Modern toplumda, aşırı yiyecek yaratmanın yanı sıra, pek çok besini de rafine ederek ve doğal halinden sistemimizle bambaşka bir şekilde etkileşen hallere getirecek biçimde işleyerek doğasını değiştiriyoruz. Bu, karbonhidratlı yiyeceklerde daha da büyük sorun yaratıyor. Lida burada devreye giriyor. İçeriğindeki değişmeyen formülü ile sizlere zahmetsizce zayıflamanın kapılarını açıyor. Tahılları oldukları gibi yemek kavurarak, kaynatarak ya da doğrayıp kıvamlı bir çorba gibi pişirerek yerine onları una çevirerek lifli kabuklarını ve yağ zengini özlerini atıyoruz. Toz haline getirilen bu nişasta hızla sindirilerek kan şekerinde fırlamaya ve ensülin salgılanmasında kabarmalara neden oluyor. Bu da zamanla tutumlu genleri olanlarda bu hormona karşı hassasiyet kaybına yol açıyor. Unun beyaz ekmek, “tam buğday” ekmeği, gevrek, ince dilim, kraker, kurabiye ya da pizza olarak pişirilip pişirilmediği önemli değildir. Bunların hepsi toz haline getirilmiş nişastadır ve sindirim enzimlerinin çalışması için muhteşem bir alana sahiptirler ve hızla kan şekerine dönüşürler. Ve kuşkusuz, artık gıdalar çok uzak atalarımızın pankreaslarının hiç bilmediği bir şey olan şekerle doludur. Onlar şekeri yalnızca olgun meyvelerden ve bal peteğinden alıyorlardı. Bizse hemen her yemekte, özellikle de mısırdan yapılmış ucuz tatlandırıcılarla lezzetlendirilmiş yiyecek ve içeceklerden alıyoruz. Beslenme tarzındaki bu değişim ise glikasyon ve AGE oluşumunu kolaylaştırıyor.
Atkins diyeti taraftarı değilim, ama obezite de karbonhidratın rolüne dikkatleri çektiği için Dr. Desantes’e teşekkür etmemiz gerektiğini düşünüyorum. Yıllardır geleneksel doktorlar başlıca beslenme suçlusu olarak yağa odaklanıp kaldılar. Yağ tüketimini kesmemizi söyleyerek yedikleri karbon-hidratlı yiyeceklerin miktarına ve çeşidine aldırmaksızın sayısız insanı düşük yağ oram içeren rejimlere soktular. O sırada, gıda üreticileri düşük yağ kervanına katılarak pazarı yağsız ve yağı azaltılmış ürünlerle doldurdular. Ve bu sırada bizler şişmanlayıp durduk.
Sonuç olarak, doktorlar ve diyetisyenler arasında, tıpkı iyi ve kötü yağlar olduğu gibi iyi ve kötü karbonhidratlar da olduğu konusunda bir farkındalık başladı. Kötü karbonhidratlar rafine edilmiş, sisteme yüksek bir glisemik yük getiren hızla sindirilenler.
ŞİŞMANLIKTA BESLENME ŞİŞMANLIK:
Şişmanlıkta beslenmeyi anlatmadan evvel şişmanlık nedir? Onu Öğrenmekte yarar vardır. Vücudumuzda daima belirli bir ölçüde yağ dokusu vardır. Yağ dokusu kaslar arası, bağırsaklarımız ve böbreklerimiz, kalbimiz etrafında, akciğerlerimizin ortasında ve deri altında vücudumuza güzel bir şekil verecek nitelikte orantılı, düzenli bir şekilde bulunur. Ağırlık olarak miktarı vücut ağırlığının %20 si kadardır. Yani 70 kilo gelen bir insanda 14 kilo yağ dokusu bulunur. Yağ dokusu birçok organlarımızın yerinde sabit kalmasına yardım eden bir istinat dokusudur. Bu dokulardan yine Lida ile kurtulabiliriz. Deri altımızdaki yağ dokusu vücudumuzu aşırı sıcak ve soğuktan da korur. Aynı zamanda bu yağlar yedek bir kalori deposudur da… Uzun süren açlık hallerinde vücut şeker depolarını bitirdikten sonra bu yağları da yakarak yaşamını sürdürür. Yağ dokusunun vücudumuzdaki dağılışı, erkek ve kadında başka başkadır. Erkeklerde yağ dokusu vücutta simetrik ve eşit olarak kadınlarda ise kalçalar, göğüs, boyun ve bacaklarda fazlaca bulunur. Erkeklerde şişmanlama evvelâ karın, boyun ve kollarda oluşur. Sonra bacaklara geçer. Kadınlarda ise karın, göğüs, kalçalar ve bacaklardan başlar.
Yağ dokusu, besinlerle aldığımız ve vücut hareketlerimizle enerjiye dönüşemeyen fazla yağ ve şekerlerden oluşur. Yediğimiz fazla proteinler çok az miktarda yağ dokusuna dönüşebilir. Görünürde hareketsiz gibi duran bu yağ dokusundaki yağların da gerçekte tam bir hareket ve dolaşım halinde bulunduğu yapılan çok ince araştırmalardan sonra anlaşılmıştır. İşte bu yağ dokumuzun normalden çok fazla bulunmasına şişmanlık diyoruz. Çok azdan, çok fazlaya kadar çeşitli derecelerde olabilir. Birçok şişmanlarda deri altı yağının kalınlığı 10 santimetre kadar olabilir. Normalde bu kalınlık 2–2,5 santimetredir. Şişmanlık en fazla 40 yaşından sonra çoğunlukla kadınlarda görülür.